Spor Yazarları ve Fenerbahçe Chelsea
AHMET ÇAKAR
Fenerbahçe dün geceden sonra artık bir dünya markasıdır. Chelsea maçını milyarlarca insan seyretti ve bugünden itibaren Japonya'dan Kanada'ya, Çin'den Meksika'ya kadar milyarlarca futbolsever Fenerbahçe'yi ve onun dün geceki galibiyetini biliyorlar. Fenerbahçe bir dünya markası oldu çünkü yarım milyar dolara kurulmuş bir takımı çeyrek finalde yenme başarısını gösterdi. Fenerbahçe bir dünya markası oldu çünkü Chelsea gibi düzinelerce Şampiyonlar Ligi maçında yenilmemiş, hatta çok az gol yemiş bir takımı iki gol atarak devirdi. Londra'daki rövanş ne olursa olsun Fenerbahçe tarihi görevini fazlasıyla yerine getirmiştir.
Aslında dün gece Fenerbahçe, güçlü rakibi karşısında 35-40 dakika dışında iyi oynamadı ama o çok eleştirilen teknik direktör Zico'nun biriki taktik hamlesi maçı almaya yetti. Düşünün bir kere... Chelsea gibi bir dünya devine karşı ilk yarıyı mağlup kapatacaksınız, üstelik futbol adına yine ilk yarıda ortaya hiçbir şey koyamayacaksınız ama İngiltere'deki rövanşa bir galibiyetle gideceksiniz. Bunu Avrupa'da hemen hiçbir takım başaramaz.
KAZIM OYUNU DEĞİŞTİRDİ
Talihsizce gelen Deivid'in kendi kalesine attığı golle her şey kötü başladı. Üstelik ilk yarı Chelsea çok iyi kapandı. Fenerbahçe kafasını kaldıramıyor, iki top yapamıyordu. Volkan olmasa ilk yarı çok farklı olur derken ikinci yarıda herşey değişiverdi.
Colin Kazım oyuna girdi. Hangi Kazım? Beşiktaş maçının kahramanı Kazım. Mehmet Aurelio'dan topu alışı, düzeltişi ve harika vuruşuyla gelen beraberlik golü herşeyi değiştiriverdi. Bu dakikadan sonra dünyanın en iyi takım savunmasına sahip ekibi Chelsea açık vermeye başladı ve Deivid'in muhteşem şutu galibiyeti getirdi. Herşey bitti mi? Tabii ki hayır... İkinci ayak Londra'da ve inanın Fenerbahçe'nin işi yine çok zor. Ancak İngiltere'deki rövanş ne olursa olsun, Fenerbahçe artık Türkiye'nin en önemli futbol elçisidir.
VOLKAN TAM BİR YILDIZ OLDU
Dün gece bir gerçek daha ortaya çıktı. Volkan, önceki turdaki Sevilla maçındaki penaltı performansı ve dünyanın en önemli forvetlerine karşı dün gece gösterdiği başarıyla gerçek bir yıldız haline gelmiştir. Artık her şey Fenerbahçe'nin elinde.

RIDVAN DİLMEN
Gurur duydum. Açıkçası beklediğim gibi bir maç oldu. Oyun şablonları tıpa tıp aynı iki takım. Hücumlarını sürekli ayağa oynayarak, ama hızlı değil sabırlı ataklarla yapan iki takım.
İlk yarıda Chelsea, Fenerbahçe’nin özellikle İnönü ve Ali Sami Yen’deki derbilerde oynadığı gibi oynadı. Ayağa pas yapıp, rakibin tempoyu artırmasına izin vermedi, kontrolü elinde tuttu. Golü de buldu. Fakat bir tek konuda yanıldı. Rakibi Fenerbahçe’nin o ilk yarıdaki hem bireysel, hem takım olarak kapasitesinin çok altında oluşu Chelsea’yi yanılttı. İkinci yarının da öyle geçeceğini düşündüler.
Roller değişti
Fenerbahçe özellikle Kazım değişikliği sonrası gerçek kimliğine büründü. İlk yarıdaki Chelsae’nin işini Fenerbahçe yapmaya başladı. Oyuncular da bireysel anlamda normale döndü. Artık Chelsea kalesine gidiyordu Fenerbahçe. “Bu takım bizi yenemez” diyen Chelsea yavaş yavaş arkaya yaslanıyordu. Aurelio’nun savunmanın arkasına attığı mükemmel pası çarpaz koşuyla önünde bulan Kazım golü yaptı. Bu gol Fenerbahçe’yi de kendine getirdi. Hem de Chelsea “ne oluyor” dedi. “Bizim ilk yarıdaki rakip değişti mi?” diye düşünüyorlardı. Kendi kalesine gol atan üzgün Deivid müthiş bir gol attı. Öyle bir yere vurdu ki kalecinin çıkarma şansı yoktu.
İlk yarıda yapılan hata Maldonado’nun savunmanın içine çok girmesiydi. İkinci yarıda bu yanlışa düşmedi. Böylece takımı ileriye itti. İlk yarıda Deivid, Önder’e yardımcı olmadı, ikinci yarıda giren Kazım ise bu eksiği kapadı.
Hep söylediğimiz gibi Fenerbahçe’yi Avrupa’da güle oynaya yenemezler. Zico’ya, oyunculara tebrikler. Müthiş destek veren taraftarlara da. Ve teşekkürler. Bu günleri gösteren başkan ve yöneticilere.
UĞUR MELEKE
Önceki günkü Schalke, Barcelona, Roma ve (Tevez’siz) M.United da, dünkü Chelsea’yle F.Bahçe de benzer dizilişlere sahiplerdi aslında... 4’lü savunmalar zaten aynı... Chelsea’deki Cole-Drogba-Malouda’nın Fenerbahçe’deki karşılığı Deivid-Kezman-Uğur... İki takımı ayıransa ortadaki üçlü. Barcelona’nın Toure-Xavi-Iniesta’sı, Chelsea’nin Ballack-Makelele-Lampard’ı gerektiğinde 3 Aurelio gerektiğinde 3 Alex gibi oynuyorlar. Fenerbahçe’nin üçlüsününse karşılığı maalesef şu: İki Aurelio, bir tane de Alex...
Tempo ve koordinasyonun öneminin arttığı futbolda takımın en değerli parçası, orta sahanın ortasında oynayan adam. Merkez oyuncun o, diğer tüm adamlar onun etrafında pozisyon alıyor. Bir anlamda Chelsea demek Lampard+10 demek, Roma demek Aquilani+10 demek. “Maldonado+10”la bu seviyede bir maçta hücum etmek istiyorsanız eksik kalıyorsunuz işte...
S.Baskett’in “daha iyisini bulmak için uzaya gitmek gerek” dediği Makelele-Lampard-Essien presini kırmanın yolu oyunu çizgilerden kurmak olabilirdi, ama orada da Gökhan ve Carlos’un aynı anda eksik olması işini zorlatırdı sarı-lacivertlilerin. Abartılı gelebilir ama böyle bir orta saha üçlüsüne karşı Alex’in yokluğu Gökhan+Carlos’un yokluğundan daha önemsiz kalırdı. 60’tan sonra Kazım’ın girişi ve Deivid’le yer değiştirip topu çizgiye taşımaları ile ancak rakip yarı sahada oynama fırsatı buldu Fenerbahçe...
Zico’nun Cudicini’yi gözüne kestirdiği söyleniyordu, ama Deivid-Alex gibi uzaktan kaleyi yoklayabilecek adamlar 80’e kadar şut fırsatı bulamadılar. Deivid’in 80’deki golü ise onun da artık Avrupa futbol haritasında merkezde olması demek...
Salı gecesi turu geçen Chelsea olursa, bu onların son 5 yılda dördüncü Ş.Ligi yarı finali demek. Fenerbahçe turu geçerse bunun anlamı 50 yılda ilk yarı final olacak... Öyleyse Fenerbahçe’nin Chelsea’yi elemekten daha önemli bir derdi var: Seneye de, bir sonraki sene de tekrar son 16’ları, son 8’leri görmek... İşler iyi gitmez ve Londra’da Fener turu geçemezse bile, 8 maçta 2 gol yiyen bir takıma 90 dakikada 2 golü atarak, mağlup duruma düşüp geriden gelerek elit gruba katılma konusundaki kararlılığını gösterdi.. Gurur verici olan esas mesele bu...
ERMAN TOROĞLU
BİR ilk yarı oynadı Fenerbahçe, tam bir fiyasko. Chelsea isim olarak, futbolcu olarak iyi takım ama sen de futbolcusun.
Mesela Maldonado. Topu aldı, verdi, hiç riske girmedi, hiç rakibe batmadı. O, ön libero oynayınca Marco biraz daha ileri oynatıldı. Ama Marco da oyun kurucu değil. Daha çok top çalan, bozan bir adam. Şimdi F.Bahçe’de orada bir işi iki futbolcu yapıyor. Yani bir eksik. İleride Kezman top tutamıyor, top alıp basıp rakibi geçemiyor. Etti mi iki eksik. Bütün bunlar olunca Alex top alamıyor. Top alamayınca F.Bahçe’nin kolu kanadı kırılıyor.
Sağda Gökhan’ın yerine oynayan Önder pişmemiş yemek gibi. Tat vermiyor. Solda senin R.Carlos’un yok. Yani her şey ters. Üstüne bir de Deivid’in kendi kalesine golü geliyor, tuz biber ekiyor. Deivid’e kızamazsınız. Çünkü iyi niyetle kendi ceza alanında topu çıkarmaya geliyor, mücadele ediyor.
Mızrak gibi battı
Bir şeyi değiştirmek lazım. Colin Kazım giriyor. Görüntü olarak çok rahat, gamsız. Rakibi hareketleriyle sinirlendiren, rakip için gıcık bir oyuncu tipi. Nitekim daha girer girmez yaptığı hareketlerle Chelsea’yi bozmaya başlıyor. İş böyle olunca, bu sefer Alex de devreye girmeye başlıyor. Nitekim attığı bir topta altı tane Chelsea’li oyuncu oyundan düşüyor. Colin Kazım da diklemesine depar yapınca Chelsea’ye mızrak gibi batıyor. Deivid iyi niyetli. Bu sefer 35’ten vuruyor. Kendi kalesine attığı Chelsea’nin golünden sonra bu sefer aynı yerden kendi takımının golünü atıyor. Ben yukarıdakinin gücüne inanırım. Sanki bu işin sonunda bir şeyler olacak. Ama bu iş mücadele etmeden olmuyor.
Maçı Volkan çevirdi
Dün gece Colin Kazım girdi, hareketlendirdi tamam ama bence dün gece maçı çeviren bir numaralı isim kaleci Volkan’dı. İki numaralı isim de Lugano. Ama golü atan fazla konuşulur. Özellikle Volkan’ı tebrik ederim. Nerelerden geldi, ne zor günlerden geldi. Hatta ondan ümidi bile kesmiştik ama o yılmadı. Herhalde çok çalıştı. Özellikle jölelerini de atınca beyin jöleleri sahneye çıktı. Ve bugünlere geldi. Özellikle tebrik ederim. Zico, Kezman-Semih değişikliğini daha önce yapabilirdi. Hakem mümkün olduğu kadar oynatmaya çalıştı. Mümkün olduğu kadar atmalara prim vermedi. Ama bazı pozisyonları kaçırmadı mı? Kaçırdı. Olsun. Tempoyu düşürmedi.
2-1 kötü mü? Belki iyi değil. Çünkü rakip 1-0’la seni eleyecek. Ama unutmayın, maç 0-0 başlıyor. Ve başladığı gibi biterse F.Bahçe tur atlar. Oradaki maçta gollü olur mu? Kesinlikle evet. Ama her şey olur.
Maçı Doğru İzlemeyen Erman Toroğlu
"... bu sefer Alex de devreye girmeye başlıyor. Nitekim attığı bir topta altı tane Chelsea’li oyuncu oyundan düşüyor. Colin Kazım da diklemesine depar yapınca Chelsea’ye mızrak gibi batıyor."
demiş...
Oysa pası veren, Milli takımda oynamasını içlerine yediremeyen, avrupanın ve dünyanın bence en iyi orta sahalarından biri olan, ve dün muhteşem futbol oynayan Mehmet idi..
MEHMET DEMİRKOL
Sarı-lacivertli ekip, bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde sadece iki gol yiyen Chelsea önünde Deivid’in kendi kalesine attığı golle sarsıldı. Ancak maçı bırakmadı. İkinci yarıda önce Kazım, ardından Deivid’in müthiş füzesi tarihi bir galibiyetin kapılarını açtı.
Cech de olsa fark etmezdi!
Chelsea’nin Şampiyonlar Ligi’nde bu kadar az gol yemesinin sebebini dün maç başlar başlamaz izlemeye başladık. Drogba’yı savunmanın arasına salıp, 5’li sıkı kademeli orta sahalarını Fenerbahçe’nin savunmasının önüne dizip alanı tamamen kapadılar. Fenerbahçe için topu oradan çıkarmak çok zorlaştı. Sadece Marco’nun soğukkanlılık ve bireysel çabasıyla zaman zaman çıkabildiği bu kapanı öyle rahat kendilerini zorlamadan fazla çaba harcamadan kurdular ki, hayranlık duymamak elde değil.
Fenerbahçe’nin bu sene bu tip durumlarda fazlasıyla inisiyatif alan Gökhan’ı ve Roberto Carlos’u da olmadığı için mecburen Önder ve Vederson’un şişirmeden hallice uzun toplarına muhtaç kaldılar. Ve tabii ki beklenen oldu. Sıradan savunmacılar karşı dahi bu topları alamayan Kezman’ın Carvalho ve Terry’nin arasına bunu başarmasını beklemek fazla hayalcilik olurdu. Bunun sonucu olarak ilk yarı boyunca iki hedefi bulmayan şut denemesi, ilk kornerin 31’inci dakikada atılabilmesi ve aşağıya yazılabilecek bir pozisyon yaratılamaması oldu.
Fenerbahçe bu kapanı 35. dakikada biraz gevşetti ya da Chelsea kontratak silahını kullanmak için biraz geri çekildi. Ama sonra Fenerbahçe’nin hareketlenebildiğini söylemek güç. Her ne olursa olsun ilk yarıyı 0-0 bitirmek mümkündü ama makus talih bu kez Edu’da değil de Deivid’de vücuda gelip, Şampiyonlar Ligi’ndeki 3. kendi kalesine golü Fenerbahçe kalesine yolladı.
İkinci yarıda o başta bahsettiğimiz kapan tamamen ortadan kalktı. İki takım da orta sahayı çok zorlanmadan geçmeye başladı. Ve Kadıköy’de çok şık bir Şampiyonlar Ligi maçı oynanmaya başlandı.
Fenerbahçe adına, Marco’nun herkesten daha iyi savunmacılığının yanı sıra herkesten iyi hücumculuğu takdirin de ötesine karşılanmalı.
Chelsea adına Drogba’nın sadece kendine oynayışının altını çizmeli.
Bu arada Zico’dan Uğur, Kazım değişikliği geldi. Kıbrıslı, direkt sağ kanat değil de, Alex’in Kezman’ı tamamlamaktaki yardımcısı rolüyle sahadaydı. Belki Kezman’ı hareketlendiremedi ama Marco’nun pasında kalede Cech’in olmayışının ne demek olduğunu bize gösterdi. Kazım’ın Premiership’e kendini gösterme arzusunun büyüklüğüne şükretmeli.
Maç başından beri orta sahanın denediğine bir forvet nihayet cevap verdi diğer bir deyişle.
Sonra Semih oyuna girdi ve bambaşka bir Fenerbahçe izlemeye başladık. Kazım ve Semih’in savunma üzerine yaptığı baskı işe yaradı. İki kanadı çok iyi kullanan, göbekten dalan ve tempo yapan bir ev sahibi... Açık alanda Drogba’ya karşı gösterdiği performansla Lugano büyük bir savunma yıldızıydı. Carlos ve Gökhan’la her şey çok daha farklı, çok daha iyi olabilirdi. Ama hiçbir şey Deivid’in attığı o akıllara zarar gol kadar iyi olamazdı. Bu kez Cech’in yokluğuna hiç gönderme yapmayacağım. Çünkü o da olsa fark etmezdi sanırım.
MAÇIN ADAMIVolkan, Deivid ama illaki Marco
Sevilla maçının başındaki değil, standart Volkan’ı sadece onu iyi tanıyan arkadaşları avlıyorlar. Edu ve Deivid misal... Şaka bir yana kaya gibi sağlamdı Volkan. Türkiye’nin efsane kalecileri arasına adını yazdırmak için sadece birazcık daha gösterişsiz oynaması lazım o kadar. Deivid’in o muhteşem golü bu unvan için bile yeterli. Ama Marco’nun yeri bambaşka. Takım durgunken, hızlıyken, iyiyken, kötüyken o hep iyi. 5 yaş genç olsa 30 milyona Chelsea’ye gider. Dün o, çoğu maçta olduğu gibi sahadaki herkesten iyiydi.
MAÇIN DAKİKALARI13 Malouda’nın soldan yaptığı ortada bu kez Edu değil Deivid ters bir vuruşla Volkan’ı avlayan isim oldu: 0-1
17 Essien’in yaklaşık 25 metreden attığı sert şutta top üst direğe vurup auta gitti.
23 Essien’in sağdan yaptığı şandel ortada Önder hareketsiz kalınca araya giren Drogba’nın şutu yandan auta çıktı
30 Ballack’ın ceza sahası içine attığı güzel pası Drogba çok iyi aldı. Vederson’un markajına rağmen sağ çaprazda çok iyi dönüp vurdu. Volkan güzel bir kurtarışla topu kornere attı.
45 Orta sahadan savunmanın arkasına atılan topa Volkan risk alarak çıktı ve Drogba’dan çok az önce yetişip net pozisyonu engelledi.
50 Önder’in sağdan çok güzel ortasına Alex kafayı iyi vuramadı.
58 Lampard’ın sürüklediği hızlı akında Ballack’ın attığı uzak şutta Volkan golü önledi.
64 Bu kez Fenerbahçe’nin hızlı akınında uzak şut Alex’ten geldi ama çok zayıftı.
65 Marco’nun orta sahadan attığı şahane uzun pasa Kazım savunmanın arkasında yetişti ve net şutuyla Cudicini avaldı: 1-1
67 Ballack’ın karşı karşıyada şutu çok netti ama Volkan yine büyüdü.
81 Deivid bu ligin muhtemel en güzel 10 golüne tepelerden girecek ikinci sayısını anormal bir vuruşla 30 metreden doksanı bularak yazdı. 2-1.
MUSTAFA DENİZLİ
Fenerbahçe’nin çeyrek finalde karşılaşabileceği 7 takımdan 2’si tercihimdir demiştim. Bunların başında Chelsea geliyordu, o olmazsa Schalke.
Rakip Chelsea olunca, ‘Fenerbahçe, Avrupa kupalarındaki özel günlerine çıkarsa kazanır, çıkamazsa zor kaybeder’ diye düşünmüştük. Hele hele bir Inter 90 dakikası yaşarsa, işi birinci maçta bitirebilir dedik.
Şimdi düşünün. Fenerbahçe, Fenerbahçe gibi kaç dakika oynadı? Bu maçın kilidi, ne Fenerbahçe, ne Chelsea’ydi. Bu maçın kilidi Avram Grant’tı. Chelsea’yi zayıf diye değil, başındaki teknik adamdan dolayı istedim. Evet Fenerbahçe kazandı, sonsuz tebrikler. Ama ben kafamdaki Fenerbahçe’yi sahada göremedim. Kafamdaki Fenerbahçe bu Chelsea’yi 4’lük, 5’lik yapardı. Fenerbahçe, Chelsea’nin son oynadığı Middlesbrough maçını iyi değerlendirse, o İngiliz sıra takımının Chelsea’yi nasıl ezdiğini görürdü. Avram Grant, Avrupa’nın en iyi, en etkili hücum takımından sıradan bir defans takımı yaratmaya çalışıyor. Bu da apaçık ortada.
Fenerbahçe kendi kalesine attığı şanssız bir golle oyuna başladı, ama 8-9 savunmacıyla oyuna çıkan Chelsea’ye ne yazık ki sahada paramparça olan bir tek Kezman’la hücum etti. Kezman bir ara çıldırmış vaziyette arkadaşlarını öne çıkarmaya çalıştı. İkinci yarıyı düşünün. Alex, Kazım, Semih, oynadığı sürece Kezman, Deivid, Vederson, hatta Aurelio rakip ceza sahasını zorlamaya başladılar. Zaten kolay panik yaşayan Chelsea o dakikadan sonra bunalıyor. Ben 1-0’dan sonra oyunu 2-1’e getiren Fenerbahçe’yi kutluyorum, ama oyun stratejisini doğru bulmam, övmem mümkün değil. Fenerbahçe çok büyük bir özveriyle ve 2. yarıdaki oyunuyla maçı kazandı, ama yarı final şansını zora soktu. Bu galibiyete seviyorum, övünüyorum, fakat belki de bir kez daha yakalayamayacağı bir Chelsea’yi yenmesine rağmen elinden kaçırdığına da üzülüyorum.
Gerçek Fener gibiydi
Peki rövanşta ne olur? Cesur ve akılcı Fenerbahçe, bu Chelsea’yi eler. Bu Chelsea’ye, İstanbul’dan daha rahat gol pozisyonu üretebilir. Roberto Carlos’un kadroya katılacağını, Beşiktaş maçındaki gibi alan bulabilecek bir Kazım’ı düşünürsek Zico’nun, Gökhan’a da forma vereceğini hesap ederek rövanşta kesinlikle bu Chelsea’yi çok zorlarlar.
Fenerbahçe’nin tek talihsizliği rövanşa kadar Chelsea’de olabilecek bir teknik adam değişikliğidir. Teknik adam olarak bunları söylemek hem üzücü hem zor. Ancak bir laf vardır, “Bu elbise bu bedene bir boy büyük geldi” derler. Avram Grant da Chelsea’ye 5-10 ölçü küçük geliyor. Chelsea’yi korkular takımı yaptı. İnşallah böyle devam eder.
Fenerbahçe artık deplasman zorluğunu da üzerinden atmış bir takım. Bunu Moskova’da, Eindhoven’da, Sevilla’da gösterdi. Daha akılcı daha cesur bir Fenerbahçe 70 milyonu yine sokağa döker.
Bir dünya devini yenen takım bazı yönleriyle eleştirilir mi? Evet eleştirilir. Fenerbahçe, bu mantalitedeki Chelsea’yi Kadıköy’ün çimlerine gömdü. Halbuki benim kafamdaki Fenerbahçe, Chelsea’yi bir daha nefes alamayacak şekilde gömmeliydi. Bunun yapılabileceğini ikinci yarıda çok net gördük. Bir ölçüde niçin Chelsea’yi tercih ettiğimi de İngiliz ekibi beni yanıltmadan gösterdi. İlk yarıdaki Fenerbahçe soru işaretiydi. İkinci yarıdaki Fenerbahçe ise gerçek Fenerbahçe gibiydi...
ŞANSAL BÜYÜKA
Önce kiminle oynadığına bakacaksın...
Takımın adı Chelsea...
Şampiyonlar Ligi’nde karnesi “Pekiyi...”
Sekiz maçta iki gol yemiş...
Ekim ayından bu yana kalesine gol atabilen bir Allah’ın kulu yok...
O kaleyi adeta çelik bir duvardan örüp, altı aydır tek gol yemeyen takıma sadece 45 dakikada iki gol atabiliyorsan, helal olsun...
“Büyük Fenerbahçe” ben buna derim...
Düşünün, bileği bugüne kadar bükülemeyen...
Mağlup edilemeyen...
Altı aydır gol yemeyen bir takıma karşı...
Böyle bir takıma karşı seyircin “Üç... üç... üç...” diye tempo tutuyorsa...
Sen büyük takımsın...
Sen Fenerbahçe’sin...
Üstelik bu kendi kalene attığın kaçıncı gol...
Bir değil, iki değil, üçüncü gol...
İnanılır gibi değil ama kendi kalene attığın üçüncü gol...
Hem de Chelsea gibi bir takım önünde...
Buna rağmen, özellikle ilk yarıda sallanıyorsun ama yıkılmıyorsun...
Volkan’la, Edu ile Lugano ile ayakta kalmaya çalışıyorsun...
Ama ikinci yarıda Fenerbahçe olduğunu hatırlıyorsun...
Seni sallayan ama yıkamayan rakibi, önce sallıyor, sonra yıkıyorsun...
Yerle bir ediyorsun...
Son maçlarda müthiş bir çıkış yakalan Colin Kazım’la umuda yelken açıyorsun...
Deivid’in golüyle belki de gecenin değil, şampiyonanın en güzel golünü atıyorsun...
Sanki ilahi bir adalet...
Deivid ile yanıyorsun, Deivid ile yakıyorsun...
Görünen köy kılavuz istemez...
Yani bu şarkı burada bitmez...
İkinci yarıdaki Fenerbahçe Londra’da pes etmez...
SELÇUK YULA
Söyleyecek bir şey yok. Bu çocukları alınlarından öpüyorum. 21 maçtır Şampiyonlar Ligi'nde tek mağlubiyeti olmayan Chelsea'yi Fenerbahçeli çocuklarımız ilk mağlubiyetle tanıştırdı. Allah hepsinden razı olsun. Elbette ki Chelsea, hem maddi olarak hem de futbolcu yapısı olarak Fenerbahçe'den çok üstün, bunu kabul ediyoruz. O yüzden Zico, takımı kontrollü oynatmaya çalıştı. Ve ilk 45 dakikayı tek pozisyon bulamadan kapattık. Bu arada yediğimiz gol gene kendi kalemize attığımız gol oldu. Bu gollere Şampiyonlar Ligi'nde Edu'yla alışmıştık, bu kez de sahneye Deivid çıktı. Ama Deivid kendini öyle bir affettirdi ki galibiyet golünde yaptığı vuruş muhteşemdi. Artık Avrupa Fenerbahçe'yle şaka yapılmaması gerektiğini öğrenmiştir. Gümbür gümbür gelen bir takım var. Ben inanıyorum ki, Fenerbahçe İngiltere'de Chelsea'yi devirip yarı final vizesini alacaktır. Takım mağlupken herkes Zico'nun Semih'i oyuna almasını bekledi. Hani nöbetçi golcü ya... Ama Zico kimsenin beklemediği bir değişiklik yaptı ve Colin Kazım'ı oyuna aldı ve Kazım golü atan adam oldu. Burda Zico'yu alkışlaması gerekenler alkışlasınlar. Zico geldiği günden beri Fenerbahçe'yi başarıdan başarıya koşturuyor. Yaptığı değişikliklerle de maçın skorunu değiştiren adam oluyor. Semih de sonra oyuna girdi. O da çok iyi işler yaptı. Semih'e bir sözüm var; antrenörü hakkında fazla konuşmasın. O ne diyorsa, onu yapsın. Çünkü onun antrenörü dünyanın en iyi futbolcusu. Semih'in de iyiliğini isteyen bir insan. Bunu biliyorum. O yüzden Semih konuşmalarına ve demeçlerine dikkat et.
Kendi işinize bakın
Deivid için 3-5 ay önce sallayanlar mevcuttu. Ee noldu şimdi? Hadi şimdi sallayın. Ülkemizde futbolun f'sini bilmeyen insanlar yorumcu olursa bizim de diyecek bir şeyimiz kalmıyor. Söyleyeceğim tek şey var. O da herkes kendi işine baksın. Deivid'e "Topçu değil" dediniz. Alex'e "Yarım adam" dediniz. Zico'ya "Futboldan anlamıyor" dediniz. Fenerbahçe nerde, siz nerdesiniz? Artık kendinizi tartışın lütfen. Son sözüm de kaleci Volkan için. Sevilla'da iki gol yedin Volkan. İkisi de hatalıydı, sen de biliyorsun. Ama ondan sonra Allah yanında, penaltılara kaldı iş. Günün kahramanı oldun. Sana her zaman inanıyorum, iyi kaleci olduğunu biliyorum. Herkesle de bunu tartışıyorum. Ve dün akşam benim haklı çıktığımı gösterdiğin için sana teşekkür ederim kardeşim.
ALİ ŞEN
Gruplardan çıktıktan sonra Sevilla'nın bizim için tehlikeli olabileceğini söylemiştim. Turu geçtiğimizde de randevuyu 21 Mayıs Moskova'ya vermiştim. Yani Şampiyonlar Ligi finalinin oynanacağı güne... Ve çeyrek finale kalan 8 takım içinde ben birinci günden itibaren Chelsea'nin düşmesini arzu etmiştim. Şaşırmıştı insanlar, 'Ali Şen niye Chelsea'yi istiyor' diye? Dişimize, bize, oynadığımız oyun stiline göre en uygun takım Chelsea'ydi... Büyük takım, çok yıldız olan 500 milyon Euro'luk takım... Ancak içi boş olan bir takımdı Chelsea... İddia ediyordum ve Chelsea'yi İstanbul'da yeneceğimizin inancı içinde olduğumuzu bildiriyordum... İlk devrede çok ağır oynadık. Kezman'ı ceza sahası içinde sandviç yapıp indirmeleri penaltıydı. İkinci devre ağır oynayan Fenerbahçe'de Zico'nun çok akıllıca davranıp Colin Kazım'ı alması takımı değiştirdi. Colin Kazım, Premier Lig'den geliyordu. Hem onların oyun stilini de iyi tanıyan futbolcuydu. Ancak en önemlisi ağır oynayan, pas hatası yapan, top kaptıran Fenerbahçe'ye tempo getirdi. Temposu yükselen F.Bahçe'nin gol pozisyonları üretmeye başladığını gördük. O dakikaya kadar iki korner atan Fenerbahçe tempolu oyunun karşılığını aldı ve Chelsea kalesinde pozisyon üretmeye başladı.
Böyle oynayan F.Bahçe'nin önünde kimse duramazdı... F.Bahçe'nin maç kazanmasının en büyük faktörü 1-0 geriye düşmelerine rağmen oyun disiplininden kopmamalarıdır. Oyun disiplininden kopmayan bir takım rakibe pozisyon vermez, telaşlanmadıkları için de rakibin moral kazanmasını önler. Londra'dan salı akşamı beraberlikle döneceğimizi umut ediyor ve bekliyorum.
ÜMİT AKTAN
Dün gece sapına kadar Fenerliydim affedersiniz... Formamla, atkımla, bulunduğum yerin izin verdiği nispette bağıra çağıra Fenerliydim.
6 gün sonra Londra’da saygı göreceğimi bilerek ve Selahattin Beyazıt’ın yolundan giden biri olarak; Fenerliydim...
4 - 1 - 3 - 1 ile iyi başladılar. Isırmadan havlıyorlardı...
4 - 3 - 2 - 1 ile “var mısın, yok musun” diyorduk...
Ama topu bize mülk edinemeden de golü yiyorduk. Ceza sahası önünde 5 - 6 pası bir araya getiren onlar, bunu seyreden de bizlerdik. Alex ise bir duran top dışında yok...
Bir tane direkten dönüyor ve benim takımım, “bir top da bize verin de biz de oynayalım” durumunda. Modern futbol onlarda, öylesine top dürtüşleri bizde...
Essien hayatında ilk defa sağbek ve amaç Uğur Boral’ın yolunu kapamak. Alex ise Makalele tarafından iptal.
Adamlar Fener’i çok ciddiye alıp ciddi ders çalışmışlar...
Eğitimimiz sınırlı olduğundan faul bekleyip alamıyoruz, bize çalınanlar artık çalınmıyor. Top yüzdesi de onlarda...
İkinci yarıda bastırıyoruz ve arıyoruz. Bizimkiler pas ama onlarınki adam eksilten pas. Yine de bastırıyoruz ikinci yarının büyük bölümünde. Kazım’la risk bizden ama pozisyonlar hâlâ onlardan. Üstelik Kazım bu takımın daha önce Chelsea maçı oynamış tek adamı. İngiliz Ligi’nden kalma bir 0-3’ü var kariyerinde. Golü de onun çivi gibi vuruşu buluyor.
Maç istatistiklerini veren UEFA sitesi döküm veriyor. Alex bir duran top kullanmış, bir de korner. Gerisi yok...
Haa bir de kafa denemesi var. O zaman bir kişi eksik oynuyorum demektir, İki kişilik oynayanım da yok.
Demek ki yenileceğim...
Ama berabereyim ve maçı alma ihtimalim çok yüksek. “Yürüyen ölü” Avram Grant şokta. İstatistik karşıtı bir durum söz konusu. Sadece iki gol yemiş bir takıma, golüm var ve iki golü de ben atarak yenememişim!..
Eziyorum ama eşitim...
Derken bana bir gol borcu olan Deivid çakıyor ve ben maçın gerisini bırakıp sokağa çıkıyorum ve gece benim gecem oluyor.
>> BENİM YILDIZIM
Maçın en kritik gollerini atan ve “Geceyi kremalandıran” Deivid tartışılamaz bir yıldızdı...
Gecenin spikeri anlatıyor...
Kadıköy'de Fenerbahçe'nin destan yazdığı geceyi TV'de on milyonlara anlatan Kanal D'nin spikeri Emre Tilev oldu.
Türkiye ekranları başında hop oturup hop kalkarken, maçın spikeri de hem bu heyecanı yaşadı, hem maçı anlattı.
Sizler için Emre Tilev'e dün geceyi sorduk. İşte 90 dakika boyunca yaşadıkları:
"Kelimeler dudak ucunda. Her an çoşkuyu yaşamaya hazır bedenlerimiz. Bekliyoruz bir sevgiliyi beklediğimiz özlemle.
Zaferler bu ülkede öylesine çok, dolu, dolu yaşanmıyor…
Umutlar büyümüş sevgimiz taşmış.
Taraf olmamış bir isimim. Yazdım anlattım. Taraf olamam dedim.
Spikerim. Bir doktor bu iyi hasta bu iyi değil seçimini nasıl yapmaz ise bende yapmadım. Yapamam. Bu mesleğe ihanet olur.
Ama yurtdışından bir rakiple hangi takım oynarsa ve bu takımın hangisinin yakasında Türk bayrağı varsa ben ondan yanayım. O zaman tarafım.
Ulusum adına, bu ülkenin insanlarının ağızlarında bir tad, kulaklarında bir güzellik bırakmak adına tarafım. Ve böyle anlatıyorum..
Görülmesi gereken bir adresdi Şükrü Saraçoğlu. Yaşanması gereken bir andı.
Onları yaşayan biri olarak, orda olamayanlara o anı paylaşamayanlara o atmosferi sunmaya aktarmaya ve herşeyden öte yaşatmaya çalıştım.
Sınırları bilerek, kelimeleri akıl süzgeçinden geçirerek.
Ama herşeyden öte “UZMANLIK ALANIM” ANLATICILIK DEĞERLERİNİ KAYBETMEDEN. Bu benim işim ve bu maç ne ilk, ne son…Bunu bilerek…
Kelimeleri özenle seçerek.
Heyecanlıydım, çünkü dünya devi önünde yenik duruma düşen Kanarya kükremişti…
Arzuluydum, çünkü beklediğim an gelmişti gol olup rakip ağlara uzanan top benim kelimelerimde almıştı… Duramazdım ki…
Durmadım…
Anlattım..
Aktardım..
Coşarak, yaşayarak, paylaşarak…..Sadece anlattım…"
Post new comment